Tarih: Sat Jul 12, 2008 1:40 pm Mesaj konusu: "YA İSTANBUL BENİ ALIR YA DA BEN İSTANBUL'U"
Şanlı Peygamberimizin (SAV): Le tüftehanne'l- Konstantiniyye.Ve-le
ni'mel-emiru emiruha ve le nimel ceysu zalike'l ceys.(İstanbul
muhakkak fethedilecektir, Onu fetheden kumandan ne güzel kumandandır
ve onu fetheden ordu ne güzel ordudur) hadisinde buyurdukları kutlu
müjdenin vakti, Ahmet Yesevi Hazretlerinin ocağından yetişen büyük
gönül adamı Hacı Bayram-ı Veli Hazretlerine bildirilmiş ve O da bu
müjdeyi ocağında işlemeye başlamıştı.
Sultan Mehmet Han Hazretleri daha küçük yaşlardayken bu ocağa verildi
ve dini ilimlerin yanı sıra fen ve matematik alanlarında da devrin
büyük alimlerinden ders alarak, taht için hazırlanması sağlandı.
Yukarıda yazdığımız hadis-i şerifi dinlediğinde adeta deliye döndü ve
İstanbul'u düşlemeye başladı. Çocukluk yıllarından itibaren gittiği bu
ocaktaki dervişlerden biri de, ileride fethin anahtarı olacaktır.
Sultan Mehmet Han Hazretleri, kendisinden önce birçok Türk Başbuğu
tarafından kuşatılan İstanbul'u nasıl alabileceğinin hesaplarını
yaparken hocası Akşemsettin Hazretlerinin işareti üzerine Rumeli
Hisarını yaptırmaya başladı. Hazardan Bahadırlar getirildi ve Kdz
Ereğli'den getirtilen 150 bin taş ile Rumeli Hisarı, Türk'ün kudretini
Bizans'a hissettirecek kadar kısa süre de dikildi.
Bizans'ın "bizi Hz:Meryem'in ruhu koruyor" inancını köreltmek için,
Bizans içine Alperenler salınarak, Hz:Meryem'e Müslümanların da yüce
bir sevgi duydukları ve bu nedenle bu ruhun Müslümanları da koruyacağı
yayıldı.
Askerin imanını artırmak için Akşemsettin Hazretleri tarafından
Peygamberimiz (SAV)'in sancaktarı Eyüp Sultan Hazretlerinin mezarı
tespit edildi ve türbesi yaptırıldı.
Bizans'ın yıkılmaz, aşılmaz dediği surları yıkabilecek büyük topların
planları bizzat Sultan Mehmet Han Hazretleri tarafından çizildi ve
toplar döktürüldü.
Sultan Mehmet Han Hazretleri kuşatma başlarken bir fetva yayınlayarak
kuşatma boyunca kimsenin abdestsiz durmamasını, namazını kazaya
bırakmamasını emretti.
Al taylar yetiştirin, şimşek gibi çakacak
Dev toplar döktürelim, o surları aşacak
Bir fetih yapacağız, bütün cihan şaşacak
Dağlardan açtırılsın ordularımın yolu
Ya İstanbul beni alır yada ben İstanbul'u
Henüz 18 yaşındayken cihan devleti Osmanlı'nın başına geçen Sultan
Mehmet Han Hazretleri, çocukluğundan beri büyük bir aşk duyduğu
İstanbul'u, maddi ve manevi bütün hazırlıkları tamamlayarak, 1453
yılının Nisan ayının 6. günü kuşattı. Kuşatmaya çok iyi hazırlanan
Bizans, Haliç'i dev zincirlerle koruyor, gemilerinin içeriye girmesine
müsaade etmiyordu. Kaleye tırmanmaya çalışan çeriler, kaynar yağ ve
alevli oklarla engelleniyor ve İstanbul düşmüyor, düşeceğe
benzemiyordu.
Kuşatma uzadıkça sabırsızlanan Sultan Mehmet Han Hazretleri 'ne,
Bizans'ın elçi gönderdiği haberi geldi. Kuşatmanın uzaması ile canı
sıkkın olan Büyük Sultan, "elçiye zeval olmaz" sözü mucibinde elçiyi
kabul etti. Elçi, "iki dost milletten" bahsetti, "kuşatmanın başarısız
oluşundan, eğer çekilirlerse kendisine çok büyük hediyeler
verileceğinden" bahsediyor ama sultan konuşulanları dinlemiyordu bile.
Sultan Mehmet Han Hazretleri elçinin sözünün bittiğini kendisine dönen
meraklı bakışlardan anladı, durdu karargâhından İstanbul'u seyrederken
Elçiye tokat gibi haykırdı "Varın sultanınıza söyleyin, Ya İstanbul
beni alır yada ben İstanbul'u..."
Allah adını yaymak, gayesi ereği bu
Peygamber'in isteği, hadisin gereği bu
Beş bin yıllık tarihte, Başbuğ'un dileği bu
Budansın köhne Bizans, kalmasın sağlam kolu
Ya İstanbul beni alır yada ben İstanbul'u
Kuşatma uzayınca Sultan Mehmet Han Hazretleri, Akşemsettin'in huzuruna
yalvarmanın ötesinde bir niyazla gitti ve kuşatmanın uzamasından
duyduğu üzüntü ve sıkıntıyı anlattı. Sultanın ızdırabını anlayan
Akşemsettin Hazretleri, Hacı Bektaş Ocağına haber saldı ve gelen
yiğide "hadi aslanım sıran geldi" diyerek günün ilk ışıklarında Onu
surlara saldı. Alperenler surlara hücum ederken, yağlı tahtalar üstüne
gemiler dağlardan aşıp haliç sularına süzülüyordu. Hacı Bektaş
Ocağından destur alan Akşemsettin'in gönderdiği çeri, eline aldığı 3
hilalli sancakla surun 1. kademesine tırmanmaya başladı, kızgın
yağlara rağmen ilerdi. Surun 2. kademesine geldiğinde ok yağmuruna
tutuldu. Sırtına saplanan oklara rağmen surun zirvesine kadar ilerdi,
tanınamayacak derece yanmış, oklanmış vücuduna rağmen yüzünde
Peygamber (SAV)'in övgüsüne varmış olmanın huzurunu taşıyan tebessümü
ile bayrağı surun zirvesine dikmeyi başardı. Gemilerin Haliç'e nasıl
indiğine bir türlü inanamayan Bizanslılar, dalgalanan 3 hilali, surun
zirvesinde görünce adeta dondular. Bütün gücünü gönlündeki imandan
alan kurt yürekli Alperenlerin büyük bir coşku ile saldırmaları
karşısında daha şaşkınlıklarını bile üzerinden atmadan Konstantiniyye,
Türk'e teslim oldu.
Sultan Mehmet Han Hazretleri bir çağ açıp bir çağ kapatırken, surlara
bayrağı ilk diken şehidin yanına yaklaştı ve zor tanınan yüzüne baktı
ve "vay benim derviş kardeşim" diyerek sarıldı. Evet, bu genç, aynı
ocakta ders gördüğü Hasan'dı, Ulubatlı Hasan...
Konstantiniyye'yi İstanbul yapan asil ruh, Sultan Mehmet Han
Hazretlerini, tarihe "Fatih" olarak nakşetti.
TANRI TÜRK'Ü KORUSUN VE YÜCELTSİN!
ramses Moderatör
Kayıt: Jun 07, 2008 Mesajlar: 540 Nereden: Antalya / Manavgat
Tarih: Tue Jul 15, 2008 7:09 am Mesaj konusu: Re: "YA İSTANBUL BENİ ALIR YA DA BEN İSTANBUL'U"
Ne zaman bu yazıyı okusam tüylerim diken diken oluyor gözlerim doluyor.... _________________
nuwanda
Kayıt: Jun 27, 2008 Mesajlar: 330 Nereden: Sakarya/Karasu
Tarih: Mon Jul 21, 2008 1:04 pm Mesaj konusu: Re: "YA İSTANBUL BENİ ALIR YA DA BEN İSTANBUL'U"
Ne Mutlu Türk'üm Diyene!! Harika bi yazı ablacım eline sağlık
Tarih: Mon Aug 11, 2008 6:34 pm Mesaj konusu: Re: "YA İSTANBUL BENİ ALIR YA DA BEN İSTANBUL'U"
FATİH SULTAN MEHMET' İN BEDDUASI
Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u fethettikten sonra şehri geziyordu.Bir inleme duyuldu.Derhal yanındakilere:
-”Bu inleyen adamı bulup derhal bana getirin” dedi.
Biraz sonra üstü başı perişan, saçı sakalı birbirine karışmış vaziyette bir adam padişahın huzuruna getirildi.
Padişah bu zavallıya:
-”Bu ne haldir, sana neden böyle yaptılar? diye sorduğunda, ihtiyar şöyle cevap verdi:
“Savaş başlayınca İmparator beni çağırdı ve “Türkler İstanbul’u alacaklar mı? diye sordu.Ben de “Alacaklar” deyince beni hapsettiler ve işkence yaptılar.
Padişah, ihtiyara dedi ki;
- Peki söyle bakalım, İstanbul bizim elimizden çıkacak mı?
İhtiyar biraz düşündükten sonra şöyle cevap verdi:
-Bu güzel şehrin düşmanı çoktur.Ancak sizin aranızda fesat artar, şahsi menfaat ön planda düşünülmeye başlanır, elindeki taşınır ve taşınmaz malları yabancılara satan çoğalır ve yabancılarda medet umanlar artar ise;
İşte o zaman İstanbul sizin elinizden çıkar.Bunun üzerine Fatih Sultan Mehmet şöyle dua etti:
- Dilerim Allah’tan ki bunları yapanlar Allah’ın kahr ve gazabına uğrasınlar.
adamın söledikleri tamda yaşadığımız günleri anlatıyor..
nuwanda
Kayıt: Jun 27, 2008 Mesajlar: 330 Nereden: Sakarya/Karasu
Tarih: Wed Aug 13, 2008 5:30 pm Mesaj konusu:
Alıntı:
- Dilerim Allah’tan ki bunları yapanlar Allah’ın kahr ve gazabına uğrasınlar.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız